News Archive
Sentetiğin yapamadığı şeyler, Kötü restorasyonların çaresi bulundu.
Newsweek, 14.11.2010

Türk bilim tarihi birkaç başarıyla anılabilir. Ama bu "birkaç başarı"nın içine restorasyonun girmediği kesin. Ya da şöyle ifade edeyim. Google'da "yanlış restorasyon" diye aradığınızda 3910 "başarılı restorasyon" diye aradığınızdaysa 719 sonuç çıkıyor karşınıza. Yanlış yazımları, hatalı kodlamaları düşünerek bir ortalama çıkartsak bile oran ortada. Uzun zamandır bu konuda gösterilemeyen gelişmeler de malum. Sizin de içiniz sıkıldıysa o zaman iyi haberlere geçelim. Turkish Cultural Foundation tarafından kurulan Doğal Boya Laboratuarı, Ekim ayında düzenlediği bir konferansla duyurdu bu haberleri. 2009'da kurulan laboratuarın bir yıl içinde katettiği yol takdire şayan. En iyisi baştan almak.

Sir William Henry Perkin'in 1800'lü yıllarda ilk sentetik boyar maddeyi keşfinden sonra yavaş yavaş etrafımızı kuşatan sentetik, kimilerine göre boya sanayisinin temel taşını oluşturdu. Zira ticaret başlamıştı. Şimdiyse her şeyde olduğu gibi kumaşta da özümüze dönmeye çalışıyoruz; yani en doğal olana. Her ne kadar önceleri nostaljik bulduğumuz için eskilerin modasını geri getirmeye çalışsak da Doğal Boya Laboratuarı'nda katedilen yol bunun çok daha ötesinde olduğumuzu gösteriyor. Çalışmaların başında Prof. Recep Karadağ var. Önce doğal boyanın doğru restorasyonda nasıl etkili olduğunu anlatıyor Karadağ. Tutturulamayan renkler ya da zamanla farklılaşan dokuların çoğunun nedeni yanlış boya. Ama bundan öncesi de var. Zira Karadağ önceliği tarihlendirmeye veriyor. Tüm yanlışlar da buradan başlıyor zaten. Yapılması gereken önce materyalin içeriğini keşfetmek. Bu da boyanın yapıldığı bitkilerden yola çıkılması demek. Sonra bu maddelerin neyle çözülüp neyle çözülmeyeceğini, ne tür bir kimyasal işleme tutulabileceğini tespit etmek gerekiyor. Örneğin "İçerik suda çözülüyorsa o zaman aşınmaması için sudan uzak tutulmalı" diyor Karadağ. Böylece nasıl korunacağı da ortaya çıkıyor. İçeriğindeki boyar maddeler de tahlil edildikten sonra renklendirilmesi yapılıyor.

Doğal Boya Laboratuarı 402 doğal boya pigment sayısıyla dünyanın en zengin boya bitkisi laboratuarı olma iddiasında. Bunların birçoğu Anadolu topraklarında geçmişte de kullanılan boya bitkisi çeşitleri. (Bazen dünyanın çeşitli yerlerindeki laboratuarlardan örnekler de alınıyor.) Şimdiye kadar Türk İslam Eserleri Müzesi'nde 700 örnek çalışma yapılmış. Topkapı Müzesi'nden Aya Sofya Müzesi'ndeki kaftanlara ya da el yazması kitapların mürekkep ve cilt analizlerine kadar birçok çalışma tamamlanmış. Harbiye Askeri Müzesi'ndeki sancakların analizlerinde de yine Karadağ ve ekibinin imzası var. Yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin çalışmalarına imkân sağlayan laboratuardaki sonuçlar üzerinden restorasyonun nasıl olması gerektiği hakkında bilgilendirmeler de yapılıyor. Karadağ Türkiye'de gerçek anlamda iki yüksek okul ve bir bölümün bu işle ilgilenmesinin içler acısı olduğunu söylüyor. Müzelerin de şimdiye kadar çok doğru yöntemler üzerinde çalışmadığını anlatıyor. "Doğru restorasyon için önce onun ne olduğunu anlamanız gerekiyor. Bire bir üretimini yapıp üzerinde denemeleri tamamladıktan sonra da aging'e (yaşlanmaya) tabi tutulmalı."

Yoksa? Bu yol izlenmezse sonucun ne olacağına dair bilgi edinmek için etrafınıza biraz bakmanız yeterli sanırım. Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki el yazmalarının koruyucu bezlerinin renkleri kitaplara geçmiş. Recep Karadağ ve ekibi tamamen ücretsiz olarak kütüphanenin sorununu çözmüş. Harekete geçmeleri için yalnızca ihtiyacı olan müze ya da kütüphanenin talep etmesi yetiyor. Hırka-ı Şerif de bu laboratuarda test edilmiş. Ancak ilk analizler geldiğinde içerikteki hiçbir bitki tutmamış eldekilerle. Ardından Karadağ'ın bir araştırma için gittiği Tunus'tan tesadüf eseri seçerek getirdiği dört çöl bitkisi, Hırka-ı Şerif'in boyasının muhteviyatıyla eşleşmiş.

Boyar madde bitkilerinin kumaşa rengini vermesi için bir miligram kullanılması yetiyor. Isırgan, meşe, kök boya, ıhlamur, ölmez çiçeği ve belki de adını bilmediğimiz yüzlercesi kavanozlarda doğru materyallerle birleşmeyi bekliyor. İçlerinde sadece bitki de yok. Örneğin "koşinil" bir böcek türü. Amerika'dan getirtilen bu özel böceği Karadağ'ın söylediğine göre 2004'te Dünya Sağlık Örgütü kanserojen olmayan renklendirici olarak öneriyor. (Bu yüzden bir piyasa bile oluşmuş ve de fiyatlar son yıllarda epey artmış.) İşte bu noktada kaçınılmaz olarak giyim kuşam giriyor devreye. En az restorasyon kadar önemli bir konu laboratuar için. Zira buradan çıkan boya örneklerinin bir kısmı alt kattaki dokuma tezgâhlarından geçiyor. Osmanlı kumaşlarının yeniden üretimi burada yapılıyor. Her tezgâh aslına uygun düzenlenmiş. Kumaşların aralarına Osmanlı'da olduğu gibi altın sicimleri katılıyor. Yapılan dokumalar hem yapı hem de boya olarak 16. yüzyılın yeniden can bulmuş halleri gibi. Hatta ağırlıkları bile aynı.

Artık birçok sentetik maddenin kanserojen olduğunu biliyoruz ve bu yüzden de doğal boyalar her geçen gün tekstil sanayisinin damarlarındaki seyrini arttırıyor. 1980'lerde geri dönüş yolculuğuna başlayan doğal boyalar o dönemin yalnızca halılarına sirayet etmişti. Oysa şimdi antibakteriyel ve kanserojen olmayan bitkilerden üretilen boyalar (bazen bitkinin özünün de antibakteriyel olmayabileceğini söylüyor Karadağ) gündelik kıyafetlerde de ortaya çıkıyor. Doğal Boya Laboratuarı'nın tekstil sektörünü ne derece etkileyeceğini bilemiyorum. Ama gidişata bakılırsa bundan böyle Türkiye kötü restorasyonla anılmayacak, en azından eskisi kadar.

Source : Newsweek